1 Gemi-2 Kişi-3 Ülke-4 Şehir-5 Gün

İLK CRUISE DENEYİMİ

1.GÜN- 14 Mayıs 2014- İTALYA / NAPOLİ / POMPEİ

İstanbul’dan Napoli’ye uçarken oldukça buruktum, kızım Üniversite sınavına hazırlandığı için yanımızda değildi, onu İstanbul’da bırakıp seyahate çıkmak içimize sinmese de, eşimin iş seyahati olması kaçınılmaz kılıyordu bu yolculuğu. Bu seyahatin başka bir versiyonunu 2012’de kızımla birlikte yapmış olmak teselli ediyordu bizi bir nebze olsun. 2 saat 15 dakika süren uçuşun ardından Napoli’ye indiğimizde hava günlük güneşlikti. İlk durağımız Pompei Antik Kenti. 2012’de bıraktığımız gibiydi Pompei.

Hüzünlü hikayesi ile sarılıyordu ziyaretçilerine ve ziyaretçilerinin kendisini teselli etmesine izin veriyordu.

Ne de olsa hayatın yarım kalmış öykülerini izliyordu gelenler Pompei’de…

Vezüv Yanardağı’nın Pompei şehrine kızıp, lavlarını püskürtmesi sonucu başlıyor Antik Şehrin hikâyesi. Taşlaşmış bedenlerin yarım kalmış öyküleri insanı oldukça hüzünlendiriyor.

Pompei’nin detayları için … tıklayınız.

pomp07

Pompei’den ayrıldığımızda kafilenin karnı acıkmaya başlamıştı, öğlen yemeği Ristorante da Andrea’da yenildi. (Napoli’de Napoliten Pizza yemedik dememek için Napoliten Pizza seçenlerdeniz biz de :)) Menümüzde Napoliten Pizza dışında Başlangıç tabağında Patates Köftesi, Sarımsaklı ekmek, Patlıcan Kızartma ve Yumurta, ardından kalamar ve karides kızartma, sonrasında da Napoliten ve Margarita Pizza, Penne Arabiata Makarna ile yanında Kırmızı Şarap, finalde de Dondurma vardı.

Aslında Napoli’de ara sokakları fotoğraflamaya zaman ayırmak çok istedim ama, yemek uzayınca Napoli planlarımdan vazgeçmek zorunda kaldım (daha önce dolaştığım için bunu dert etmemeye çalıştım) hızlıca otobüs ile yaptığımız şehir turunun ardından asıl seyahat amacımızı gerçekleştirmek üzere Napoli Limanına doğru yola koyulduk.

pomp09

Napoli Limanına demirli Costa Serena gemisi ile yapacağımız 5 günlük Cruise seyahatinde gerekli olduğu için yerine getirdiğimiz prosedürleri ayrıca anlatacağım- Cruise seyahati planlayan Şehirkoliklere yol göstermesi açısından-

Napoli limanında yaklaşık 1.5 saat süren giriş işlemlerinin ardından Costa Serena Gemisinin 6. katındaki odamıza yerleştik, kamaramızın balkonlu olması seyahati daha keyifli hale getirdi.

Saat 17.00’da Gemimiz Napoli Limanından demir aldı, Barselona’ya doğru.   pomp08

Costa Serena’da ilk işimiz mürettebatın yaptırdığı tatbikata katılmak oldu, can yeleklerinin kullanımı ve acil durumda geminin nasıl terkedileceği ile ilgili olarak.

Akşam yemeğine kadar boş zamanımızı Gemiyi keşfetmekle geçirdik. Costa Serena yaklaşık 3800 yolcu ve 1100 mürettebat kapasitesi olan dev bir gemi, daha doğrusu yüzen şehir. İçinde yok yok. Ancak, şehirkoliklerin aradığı ara sokak maceraları olmadığı için, ağız tadıyla kaybolup yeni bir cafe, yeni bir heykel yada sokak levhası, başka bir Galeri veya yerel bir sanatçı keşfedemediğinizden Cruise yolculuğunu çok sevmeyebilirsiniz, bizim deneyimimiz bu yönde.  Hele, seyahatin 2. Gününü komple denizde geçirince 3. Gün gemimiz Barcelona Limanı’na yanaşır yanaşmaz kendimizi zor atanlardanız kıyıya.

pomp10

2.GÜN- 15 Mayıs 2014- COSTA SERENA AKDENİZ’İ GEÇİYOR// NAPOLİ’DEN BARCELONA’YA

pomp12 pomp11

2. Gün tamamen gemide geçti. Kâh güvertede kitap okuduk, kâh içkilerimizi yudumladık Akdeniz’e karşı odamızın balkonundan. Bol bol Costa Serena’yı fotoğrafladık. Akşam üzeri Kaptanımızın hoşgeldiniz kokteyli ve akşam da yemek daveti vardı. Kaptanın daveti için tüm yolcular özenli giyinmişlerdi hatta, hanımların bir kısmı gece kıyafetlerinin içinde ve kavalyelerinin kollarında dans ederken romantik, oldukça hoş manzaralar sergiliyorlardı ve kaptanımız bu hoş hanımlardan bazılarını kavalyelerinin kollarından kendi kollarına alarak daha da neşeli zamanlar yarattı yaptığı danslarla :))

Costa Serena’dan renkli görüntüler

3.GÜN – 16 Mayıs 2014 – İSPANYA – BARCELONA

Tur otobüsümüzün ilk durağı Montjuic Tepesi. Yahudi Tepesi olarak da bilinen Montjuic, Barcelona’yı kuşbakışı seyretmek için en ideal yer. Montjuic Tepesine çıkmak için kullanabileceğiniz en keyifli seçenek teleferik hiç kuşkusuz. Ne zaman Barcelona’ya gitsem bu defa kesin teleferikle çıkacağım planı yapıyorum da henüz başarabilmiş değilim ne yazık ki.

Montjuic’den Barselona’yı selamlarken fotoğraf makinanızla, Sardana Dançıları da arka plan oluşturuyor Şehrin pozuna.

Sardana, eski bir Katalan Halk Dansı. Faşist Franko Hükümeti zamanında Milliyetçilik yaptığı ve protesto niteliği taşıdığı için yasaklanmış!!!

Sardana dansı artık Özgür, Katalanlar, Pazar günleri Hükümeti devirme kaygıları olmadan, sadece sosyal bir etkinlik olarak dans ediyorlar,halka olup, elele tutuşarak. Tek şartınız Sardana dans ayakkabınızın olması. Katalanca Espardenya nam-ı diğer Espadril ayakkabılarınız varsa halkalardan birine hemen kaynak yapabilirsiniz.

pomp23

Dans ve Müzik hayatın en güzel ritmi!!!

İkinci durağımız Poble Espanyol.

Barselona’yı düşündüğümde hayat damarları bir GAUDİ, iki DALİ, üç PİCASSO, dört MİRO ama, GAUDİ olmasaydı finale kalamazdı Şehirkoliklerin sıralamasında Barcelona.

La Sagrada Familia, Parc Güell, Casa Mila ( ya da diğer adıyla la Pedrara ) ve Casa Batllo şehrin siluetini tamamiyle değiştirdiğinden, Barselona’yı Şehirkoliklerin vazgeçilmezlerinden kılmakta. Birbirlerini tamamlıyor ve çok yakışıyorlar Barça ve Gaudi.

Yaptığı her iş hem estetik, hem fonksiyonel Gaudi’nin. Barcelona’ya kazandırdığı en şık ve fonksiyonel eserlerinden biri de tasarlamış olduğu sobalı sokak lambaları… Bu kadar detaycı, bu kadar yaratıcı Mimar Gaudi.

La Sagrada Familia henüz tamamlanmamış eseri Gaudi’nin. Katalanlar biraz da ilgiyi kaybetmemek adına bitirmiyorlar bu yapıyı, yapımı halen devam ediyor. Zaman kısıtlı olduğundan -içeri girmek için en az 2-3 saat kuyruk beklemek gerekiyor- sadece dış cephelerini fotoğraflamakla yetindim. Ancak, daha önceki yıllarda bir günümü La Sagrada Familia’da geçirdiğimden iç detaylarını inceleme ve fotoğraflama şansım olmuştu. Barcelona’ya yolunuz düştüğünde, planlarınızı yaparken Gaudi’nin bütün eserlerinin içini dolaşmayı ancak, bunun için her birinin bilet ve giriş kuyruğunda minimum 2 saat harcayacağınızı hesaplayın. Aklınızdan geçene hemen cevap vereyim, bu zamanı harcamaya kesinlikle DEĞER!

Mideler zil çalmaya başlayınca uzun bir yürüyüş ile sahil tarafına geçtik ve La Fonda del Port Olimpic’de Tapas (Katalan Mezeleri), deniz ürünlü Paella, kızarmış patlıcan ve kırmızı biber tabağı, kalamar ve bebek ahtapot ile patatesli balıktan oluşan menü sunuldu, tatlı olarak fırın helva vardı. (Seyahatlerde bir vegeteryan olarak oldukça zorlandığım bir menü oldu itiraf etmeliyim)

Karınlar doyunca soluğu la Rambla’da aldık. La Rambla’nın başlangıcında yer alan Hard Rock Cafe’nin önünde müzik yapan gençleri dinledik. Seyahatlerimin olmazsa olmazlarından Hard Rock Cafe alışverişini yaptıktan sonra, la Rambla’da dolaşıp, fotoğraf çektik ve bir yandan yüksük araştırmaya başladım. La Rambla; İstiklal Caddesinin Barcelona şubesi. Cıvıl cıvıl, turistler, dükkanlar, sokak satıcıları, restaurantlar, cafeler ve tabiiki yankesiciler. Özellikle turistik noktalarda yankesicilere çok dikkat etmek gerekiyor Barcelona’da. Rehberimiz Aslı Hanım her dakika bunu hatırlattığı için oldukça tedirgin gezdim hem Sagrada Familia da, hem La Rambla da. Zaten çok kalabalık, bir de huzursuz dolaşınca işin keyif kısmı keyifsizliğe dönüşüyor, üstüne üstlük bir de Costa Serena 17.00’da demir alacak paniği ile gemiye yetişme telaşımız, La Rambla’nın hakkını vermemize mani oldu. Yine de gemiye döndüğümüzde fotoğraf ve yüksük olarak pek çok ganimetim olmuştu Barcelona’dan hatıra…

Gemide 21.30 grubunda yediğimiz akşam yemeği ve sonrasında birer içkinin ardından kameramızda kitap okuyup, günlük notlarımızı yazarak kapattık geceyi.

4.GÜN – 17 Mayıs 2014 – FRANSA / MARSİLYA

Sabah erken uyanıp kamaramızın balkonundan Akdeniz’i seyretmenin keyfine doyum olmuyor. Yine sabah erken uyandık. Ama bu defa Akdeniz yerine, Gemimiz Malsilya’ya girmek üzere olduğundan ve fotoğraf çekmek için dayanılmaz istek duyduğumuzdan Costa Serenanın 9. kattaki self servis restaurantını tercih ettik, kahvaltıdan çok Marsilya’ya girişi fotoğrafladık çaylarımızı yudumlarken.

Marsilya, Fransa’nın Provance Bölgesi’nde, tipik bir Akdenizli, yanık tenli, yakışıklı, teninde deniz ve lavanta kokuları buram buram, Avrupa’nın en eski şehri ünvanını da elinde tutmakta. Hani bazı şehirlere hemen alışırsınız ya, işte Marsilya’ya ayak basar basmaz alıştım, sanki çok eski bir tanıdıkla karşılaşmıştım uzunca bir aradan sonra. Oraya ait hissediverdim kendimi bir Akdenizli ve şehirkolik olarak…

pomp27

Fransa’nın en büyük 2. şehri, ama benim Marsilya için gözlemlediğim kesinlikle büyük şehir havası değil, tam tersine rahat, huzur dolu, rengi güneşten solmuş bir şort, bir t-shirt ve kösele sandaletleri ile yaşamını denize adamış bir Bohem. Akşam olunca; beyaz keten örtülü masasında, gündüz denizden aldıklarından hazırladığı tabaklarla, mum ışığında, lavanta kokuları eserken denizden, şarabını yudumluyor Fransızca şarkıların romantizmi ile.

Marsilya, Alexander Dumas’nın “Monte Cristo Kontu” romanına konu olan İf Adası’nı kucaklıyor ve görülecek yerlerin başında geliyor CHATEAU d’IF (İF Şatosu halen Devlet Hapishanesi olarak kullanılmakta)

Tur otobüsümüz yavaş yavaş şehir turu yaparken çekmeye çalıştım İF adası’nı, zamanımız kısıtlı olduğundan ayak basma şansı bulamadım ne yazık ki! bu küçük ama romanlara konu olan adaya.

pomp28

Marsilya’daki ilk durağımız Palais Longchamp ve bu binanın ev sahipliği yaptığı Musee des Beaux Arts Marseille / Marsilya Güzel Sanatlar Müzesi ile Naturel History Museum / Doğal Tarih Müzesi.

1898’den 1987’ye kadar bir de Hayvanat Bahçesi barındırıyormuş Palais Longchamp; Fil ve Zürafaların olduğu. marsilya10Hatta kafeslerinin içinin Türk çinileri ile kaplı olduğunu öğrendim. Ancak 1987’de kapatılmış Hayvanat Bahçesi.
Ziyaretçileri hüzünle seyreden Zürafa Heykeli’nin anlamı bu olsa gerek, geçmişte barındırdığı hayvanları unutmamak!

Otobüsümüz ister istemez yavaş gidiyordu çünkü, daracık sokaklarında, eski Marsilya evlerini sıyıyarak geçiyorduk, iki araç karşı karşıya kaldığında daha inatçı olan kazanıyordu yola devam etme hakkını.

Marsilya dünyanın en iyi kiremitlerinin yapıldığı yer aynı zamanda. Eski Evlerinin tipik özelliği de 3 pencereli olması.

marsilya12 marsilya11

2. durağımız Notre Dame de la Garde Bazilikası.

Otobüsle döne döne çıktığımız yolun sonunda bütün Marsilya ve Akdeniz ayaklarımızın altında…

Marsilya’da ara sokak kaybolmaları!

marsilya18

Yat Limanına paralel ara sokakta kurulan el sanatları pazarı. Özellikle lavantadan yapılmış hediyelik mumların ve sabunların çekimine kapılıyorsunuz; Marsilya için bilgi araştırırken “alınacak” diye not ettiğim Lavanta şekerlemelerini de bu pazarda bulabilirsiniz (ben bulunca çok sevindim ve hemen aldım).

marsilya22

Bir İstanbullu Şehirkolik, İstanbul’dan uzaklardayken İstanbul ile ilgili ne görürse alır yanına özlemini unutmak için, ben de Marsilya’dan bu İstanbul’u buldum aldım!

Gezegenimizde yediğim en lezzetli salata Amasra’daki salaş balıkçıların salatasıdır, Marsilya’da yediğim de ondan aşağı kalır değildi. Koskoca bir çanak salatayı sildim süpürdüm balığı bile beklemeden Eski Liman’da hizmet veren Au Vieux Port Restaurant’ta.

marsilya27 marsilya28

Serbest zamanımızı şehri seyrederek geçirmek istediğimizden liman boyunca sıralanan cafelerden birinde oturduk, kahvelerimizi yudumlarken yan masadaki Marsilyalı Türk’ün önerisi ile bir de profiterol ısmarladık.

marsilya29

Marsilya’da geçmişin ayak izlerinin üzerinde kendi izlerinizi bırakmak isterseniz olmazsa olmazlar Palais Longchamp, Lavanta şekerlemesi, dopdolu bir kase salata ile balık ve yat limanında şehri seyretmek, dinlemek, hissetmek, yanında kahvenizi yudumlarken.

Saat 17.00 da Costa Serena Marsilya Limanından demir aldı. Biz, Marsilya’dan ayrılırken son fotoğraflarımızı çekmenin derdindeydik balkonumuzdan. 21.30’da yediğimiz akşam yemeğinin ardından Costa Serena’daki son gecemizi Geminin çeşitli cafe ve barlarında son içeceklerimizi yudumlayarak ve Marsilya anılarımızı yazarak geçirdik. Kamaraya döndüğümüzde alelacele bavullarımızı hazırladık ve kapının önüne bıraktık teslim almaları için. Geceyi mümkün olduğunca uzatabilmek adına Akdeniz’e karşı yıldızları sayarak balkon keyfi yaptık bir de…

5.GÜN – 18 Mayıs 2014 – İTALYA / GENOVA

Gemimiz Genova Limanı’na yanaşırken acele kahvaltı edip, güverteye çıkıp, Genova Limanı’nı fotoğrafladık yine 3 sabahtır yaptığımız gibi.

Genova’yı maalesef sadece otobüsle dolaştığım kadarıyla biliyorum. Simgesi olan Genova Deniz Feneri’ni fotoğraflayamadım dahi. Bugüne kadar gittiğim şehirlerde Yüksük veya Magnet almadan dönmedim, Sofya ve Genova dışında. Şimdi internet üzerinden hem Sofya, hem Genova için Yüksük ve magnet arıyorum ne yazık ki.

genova06 genova05

genova07 genova09

Natural History Museum Genova / Doğal Tarih Müzesi

genova11 genova10

genova12

Genova’yı dolaşmak yerine, Genova – Milano arasında bulunan bir alışveriş merkezinde geçirdik bütün günümüzü. Şehirkolikler için hiç uygun olmayan turun bu programı nedeniyle kendimi motive edecek bir şeyler bulmaya çalıştım, kahve içip, fotoğraf çekmemiz bitince. El mahkûm Moschino’da karar kıldık. Moschino’ya ayak atmamdan sonra bu iş en çok Sevgili Kızıma yaradı.

genova13

genova14

        genova16 genova15

Uçağımız 20.00’da Genova’dan İstanbul’a doğru havalandığında, hem kızıma ve sevdiklerime kavuşacağım için mutluydum, hem de her bitiş yeni bir başlangıç olacağı için sabırsızlanıyordum, bundan sonraki yolculuklarımız için…

Bunları da okumak isteyebilirsiniz... Diğer nAifce yazıları...

Yorum yapmak ister misiniz?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.