Gündüz Zarif Gece Maço İstanbul

Yüreğimde Taşıdığım Şehirler – İSTANBUL

Gittiğim şehirlerde kaybolmayı severim. Ara sokaklara girip çıkıp, kafamda tamamen ters yüz edince şehri rahatlarım. Büyük büyük mağazalarda, markalı markalı alışveriş yapmak yerine, küçük cafelerde oturup etrafı ve insanları seyretmeyi tercih ederim. Geceleri bile uyumaz o şehri gezerim. Gündüz renkleri, gece renkleriyle yer değiştirdiğinde, şehir birden farklı bir kişiliğe bürünür. Zaten her şehrin bir gündüz, bir gece kişiliği vardır, şehirseverler bilir bunu…

İstanbul; gündüzleri güngörmüş, ağırbaşlı bir hanımefendidir, evet evet “İstanbul dişidir gündüzleri.” Gece renkleri yanmaya başlayınca sokaklarında, İstanbul kimliğini değiştirir hiç düşünmeden. Hovardalık taşar damarlarından, kabına sığamaz olur, deli dolu çağlarına geri döner. “Erkekleşir İstanbul gece sokaklarında.”

Her yolculuğun bitiminde döndüğünüz şehir benim yaşadığım bu şehir ise, dünyadaki en şanslı nüfus yoğunluğunda istatistiklere giriyorsunuz demektir.

Bu şehir; “Yaşayan Şehir Severlerin” şehridir. “Şehri İstanbul’u sevmekle kalmayıp yaşayanlar” olarak MADE IN ISTANBUL damgalarımızla dolaşırız en ücra köşelerini bile gezegenimizin. Nereden düştü yolun buraya sorusuna, ülke adı yerine, şehir plakası verenlerdenim ben:

Produced in ISTANBUL!

Gündüz, kadın kılığında çocuklar doğurur bu ana, geceleri, erkek kılığında can alır, isimleri meçhul, soyadları faili meçhul…

Gürültüyü, patırtıyı, karmaşayı, kiri pası, griyi, doluluğu, parasızlığı, yoksulluğu, ama zenginliği de, ihtişamı da, efsunlu hikayelerde oryantali, doğunun gizemini, batının alışveriş merkezlerini, vapurla bir kıyıdan diğerine gitmeyi ve giderken simidini martılarla bölüşmeyi sevenlerin, camilerin şehre vuran gölgesinde gölge oyunlarını izlemeye tutkunların şehridir bu şehir. Bu şehir, Dünyanın en arzu edilen kadını ve en taciz eden erkeğidir.

Bir tek İstanbul’un dişiliği ortasından deniz geçirebilmiştir ve bir tek bu şehir, iki aşığı idare edebilmektedir yüzyıllardır. Aynızamanda, aynı mekanda İstanbul; Asya’yı da  Avrupa’yı da aynı aşkla bağlamıştır kendine. Gündüzleri Avrupa’nın dişi tarafı, geceleri Asya’nın maçoluğu sarıp sarmalayıp, öpücüklere boğar bu eşsiz şehri.

“Şanslı nüfus yoğunluğunda kayıtlara geçen ŞEHİRSEVER” iseniz ve o gün bir mola verecekseniz hayatınıza, kendiniz için:

Oturun bir çay bahçesine Boğaz’ın kıyısında, geçmişin izini sürmek için Boğaz’ın akıntısına kapılıp, çayınızı, deminin tadını bozmadan yudumlayın, sıcacık poğaçanız ile. İstanbul demi çayınz, hayatın anlamına işte budur dedirtecektir. Hele güneşli bir Boğaz sabahı ise ısının yüzünüzü güneşe sürerek, İstanbul seslerinde dinleyin sessizliği, belki bir şilep takılacaktır gözbebeğinize, acele acele manzaradan çıkmaya çalışan. Kahvaltıdan sonra düşün yollara. Özgür hissetmek için çıkın Galata Kulesine, takın Hazerfan kanatlarınızı, uçun süzülün gökyüzünde. Bildik bir kıyıya vardığınızda çıkarın kanatlarınızı. Kız Kulesinde zamane aşklarına tanıklık edin, kendi aşkınıza bir şans daha tanıyarak. Çocukluğunuzun kokularını aramak için gideceğiniz adres kesinlikle İstanbul Oyuncak Müzesi olmalıdır. Oyuncak müzesinde; evcilik oynayın taş bebekleri gizlice alarak sergilendikleri camekandan, olmadı itfaiye eri olun, kurtarın İstanbul’u kül olmaktan. Uzay odasında, Mr. Spake ile Uranüs, Neptün, Plüton bir iki. Kuklaları indirin dizildikleri yerden, kurun derme çatma sahne, oynatın Kuklalara ” Romeo ve Juliette’i ” ne de olsa ” AŞK; HER DİLDE AYNI OYNANIR … “

 20170402_132404

Ve hala doyamadınızsa oyun oynamaya, ayrılınMüzeden çıkın bu defa sokağa, toplayın kız arkadaşlarınızı, 5 taş oynayın, 5 Prens Adasıyla. Hiç bir çocuğa nasip olmamıştır yeryüzü tarihinde böylesine oyuncaklar.

Üniversite çağınıza tutunmak istediğinizde, atlayın Kadıköy’den vapura, Eminönü’ne vardığınızda “O” bekliyor olacaktır İskelede. Birlikte yürüyün Eminönü’nde, Cağaloğlu yokuşundan çıkın, Nuruosmaniye kapısına kadar arayın seslerini sınıf arkadaşlarınızın. Kapalıçarşının içinden geçerken, bir kaçamak yapın ve hızlıca gözatın “Bedestene.” Asırlık Kahve’ de bol köpüklü İstanbul kahvenizi yudumlayın, lokumla ağzınızı tadlandırarak.

Dışarısı kararmaya başladığında Meyhanelere sorun geri kalanını İstanbul’un. Rakı, meze ve gündüz ağa yakalanan palamut yeter geceyi anlatmaya, fonda: “Şimdi uzaklardasın”, “Gözlerinin içine başka hayal girmesin”, “Hiç bir şey de gözüm yok”, “Bir kızıl goncaya benzer dudağın”, “Nasıl geçti habersiz o güzelim yıllarım”, “Fikrimin ince gülü”, “Kimseye etmem şikayet “, “Huysuz ve tatlı kadın”, “Bir tatlı huzur almaya geldim Kalamış’tan”, “Duydum ki unutmuşsun gözlerimin rengini”, “İntizar”, “Senede bir gün”, “Bu akşam bütün meyhanelerini dolaştım İstanbul’un”, “Elveda meyhaneci”… arasından sayabildiklerin ile ayrılırken çakırkeyf meyhaneden, bugün de, bir önceki gün gibi yerini alacaktır tarih sayfalarında elbet.

Ertesi sabah kaldığı yerden devam edecek Hayat ve İstanbul , geçmişini unutmadan!

yorum Yap