Şükran Varol Kır’dan Şakaklarıma Ayrılık Düştü

Her akşam salonun ortasındaki yuvarlak masaya dirsek teması mesafeden biraz hallice
otururduk. Bedenlerimiz arasındaki mesafe gözle görünür olsa da ruhlarımızın birbirine olan
uzaklığı gözle görülemeyecek kadar derin bir uçurumdu. Masanın üzerindeki yemekler, her
öğün değişse de günde üç kere payımıza düşen mutsuzluk tabaklarımızdan hiç eksik olmazdı.
Üç kişi bir evin içinde rutinlerimize istisnasız uyarak yaşamaya çalışıyorduk. Babam ise yüz
elli metrekare evde varla yok arası hayatını bizimle hiç muhatap olmadan geçiriyordu.
Sigaradan sararmış bıyıklarının gizlediği dudaklarını bizimle konuşmak için kullanmasını her
şeyden çok isterdim. Bize anlatamadığı bir derdi, bizden sakladığı bir gönül yarası olduğunu
onun âşık olduğu yaşlara gelince anlayabilmiştim.
İşten gelirken gazete kâğıdına sardırdığı otuz beşlik rakıyı o akşam da yarılamıştı. Yüzüne
bakınca nefes almakta zorlandığını hissettim ama harekete geçmek için kendisinden bir işaret
bekledim. Eliyle sol kolunu ovuşturmaya başladı ve ‘ambulans çağırı…’ demeye kalmadan
sandalyeden yere düştü. Babamı daha önce hiç bu kadar aciz görmemiştim. İki tıkalı damarın
devirdiği babamı yolda tekrar hayata döndürmeyi başarmışlardı. Acilen ameliyat olması
gerektiğini söyleyen ve her şeye hazırlıklı olmamızı tembihleyen yaşlı doktor gözlüklerinin
üzerinden bakarak bize bunları anlatırken annemle sadece dinlemiştik aklımıza soru sormak
bile gelmemişti maalesef.
Babam kendine gelmişti ve ameliyat öncesi beni yoğun bakım odasına çağırmıştı. Önde
hemşire arkada ben iki cam kapıyı geçtik ve sonunda kablolar içinde yaşam sıvısı
damarlarından kocaman bir enjektörle çekilmiş gibi yatan babamın yatağının önünde durduk.
Hemşire ‘sadece beş dakika…’diye hatırlatıp elindeki dosyayla yanımızdan uzaklaştı.
Doğrusu babamın bunca yıl konuşmayıp da şimdi benimle ne konuşacağını çok merak
etmiştim. Gözlerini aralayıp eliyle daha da yaklaşmamı işaret etti. Yanına gelince hortumların
boğuklaştırdığı sesiyle anlatmaya başladı.
Bir gün dolmuş durağında gece siyahı saçlarıyla onu gördüm. Arabamı yol kenarına park edip
durakta onunla birlikte dolmuş beklemeye karar verdim. Yanında yarım saat durdum
kokusunu içime çektim, tam dolmuşa binecekken o da beni fark etti, ilk kez bakışlarım
bakışlarına değdi. Tam bir yıl birlikte dolmuş bekledik. Niyetim ciddiydi ancak babam daha
önceden çok büyük bir söz verip kalan ömrümü ipotek altına almıştı. Ani bir trafik kazasıyla
kaybettiğimiz abimin henüz doğmamış çocuğuna benim babalık yapacağıma dair yengeme ve
ailesine büyük bir söz vermişti. İşte o günden sonra şakaklarıma ayrılık düşmüştü. En çok
sana haksızlık ettim, hayata olan hıncımın müsebbibi olarak gördüm seni. Beni, sana babalık
yapamayan amcanı affet…’
Babam ameliyattan sonra eve bir daha hiç gelemedi. İki hafta hastanede kaldıktan sonra vefat
etti. Onun cenaze namazını kılarken hiç tanımadığım öz babamın da gıyabında cenazesini
kaldırıyordum içimde. Hayat ne garipti bazen bize verdikleriyle bazen de bizden aldıklarıyla
imtihanımız oluyordu.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s