Zeynep Ebla Ceylan’dan Bir Öykü: Affet Bizi Oğul

Reklamlar

“Affet bizi oğul,” dediniz. Dudaklarınız hiç kıpırdamadı bunu söylerken. Karasının damdaki üzümleri hatırlattığı gözleriniz kalkmadı yerden. Küçüklüğümde koşarak geldiğimde açılan kollarınız, üç gün su vermediğimizde canını kaybeden yapraklara benziyordu. Köy meclisindekilerin kara benizleri, sarı bıyıkları kadar uzaktan, “Affet bizi oğul,” dediniz. Yıllardır bu soğuk duvarların arasında uyuyamadığım her gece düşünüyorum. Dudağınız kıpırdamadan nasıl söylediniz? Balçığa bulanmış kalbiniz dile gelmedi ya.

O sıcak yaz gününde evimize döndüğümüzde nasıl da titriyordunuz. Güneş’e tapan insanlar varmış – burada öğrendim, dört duvar arasında, güneşe öyle hasretken-. O gün siz inandığınız Tanrınızın, inandığınız emirlerini yerine getirdiniz. Tanrı Güneş sizi soğukla cezalandırdı, karanlıkla. Evimize ışık girmedi o sapsarı yaz gününde. Hpnos’un mağarasına döndü yuvamız. Onu da burada öğrendim. Ruhunuz, kalbiniz derin bir uykuya daldı o gün.

“Çok etkilendi konuşmalardan zaar,” dediniz gelen jandarmalara. “Yoksa çok severdi ablasını.” Saçının bir teline kıyamazdım, kıyamazdınız. Köyün en güzeliydi o. Kimselere yakıştıramazdınız. Siz sevmeyi bilirdiniz. Bize de siz öğretmiştiniz. Bahar geldiğinde coşan nehri severdik. Annemizin yukarı kıvırdığı şalvarından görünen beyaz tenini, babamızın ona bakarken yıldızlanan kara gözlerini severdik. Beşi de birbirinden güzel çocuğunuzla suların içinde oynamayı ne çok severdiniz. Yazları samanyolunun altında yenen karpuzun tadını öve öve bitiremezdiniz. Tarladan ter içinde döndüğümüzde ablamın verdiği buz gibi ayranla serinlerdiniz. Siz sevmeyi bilirdiniz. Taşı toprağı, ekini meyveyi, hayvanı insanı. O köyden değilmiş gibi severdiniz. Güzün üzümü, kışın kestaneyi. Yazın düğünleri, kışın masalları. Böyle sevmeseydiniz daha mı kolay anlardım Tanrınızın emirlerini?

Reklamlar

“Cemal serserisi rahat vermiyor kıza,” dedim. Duymazdan geldiniz. Ağanın oğlu ya, isteyince verdiniz. “Ablamın gönlü yok,” dedim. Yokluktansa varlığı tercih ettiniz. Güzeller güzeli kızınıza yoksulluğu yakıştıramadınız ama mutsuzluğu reva gördünüz. Siz aşkı bilirdiniz oysa. Ona niye çok gördünüz? Bir tas çorba, bir bakraç ayranla doyardı karnınız. Nasıl böyle bir karar aldınız?

Islah evinden buraya aktarıldığımın üzerinden tam üç yıl geçti. Oradaki çocukları görseniz içiniz sızlardı. Öyle ilgisiz büyümüşlerdi, öyle sevgisiz. Bilmedikleri bir şeyin hasretini de çekmiyorlardı. Onca eğitime rağmen içlerinde bir sevgi çiçeği açmıyordu.  Oğlunuzsa her gün, her saat, her dakika, sizden gördüğü sevgiyi aradı. O sevgiyi nasıl kaybettiğini bulmaya çalıştı. Ve neden kaybettiğini.

Kına gecesinde sarılmıştık en son ablamla, nefesini yüzümüzde en son o gece hissetmiştim. Avucunun içindeki kızıl daire gözlerine yansımıştı. Hüzünle bakmıştınız al tülbentin ardındaki yüzüne. Kaldırmıştınız iki elinden tutup, aranıza alıp oynamıştınız. Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar. Köyün en büyük evinde mutlu olacağına inanmıştınız. İnandırmıştınız kendinizi. Sevildikçe seveceğini sanmıştınız. Cemal’in sahip olma isteğini ‘sevgi’, kızınızın iyiliğini düşünmenizi ‘sevgi’, varlık içinde olmasını istemenizi ‘sevgi’ kılıfına sokup allayıp pullamıştınız. Siz sevmeyi bilirdiniz oysa.

“Kına gecesi bir tıkırtıya uyandım. Ablamı bulamadım evde,” dedim jandarmaya.

“Şüphelendim.”

“Önceki akşam Kızılcalar köyünden Mehmet dolanıyordu köyde.”

“Şüphelendim.”

“Namus.”

“Korktum. Öldürürler. Bulmam şart.”

İnanmadılar bana. Sürekli sordular aynı soruları. Sürekli aynı cevabı verdim. Sizin bellettiğiniz cümleleri. Yalan söylememeyi sizden öğrenmiştim. On dört yaşıma kadar. Yalan söylemeyi de. Birkaç saat içinde. Sen çocuksun. Çok ceza almazsın. 

“Duvardaki av tüfeğini aldım.”

“Kızılcalara doğru koşmaya başladım.”

“Hızla yürüyen iki karaltı seçtim.” Bugün olsa “samanyolunun aydınlığında,” diye eklerdim. 

“Korkutmak için ateşledim silahı, amacım öldürmek değildi.”

Reklamlar

Cemal ve adamlarını hiç demedim. Sizin, köy meclisinin, Tanrınızın emirlerinize uydum. Avucundaki kızıl halkanın içinde boylu boyunca yatan ablamı gördüğümde attığım çığlıkları anlatmadım. Sizin soğukkanlılığınızı yedi yıldır hiç anlayamadım. Onu da anlatamadım tabii. Tanrınızın sevmeyi neden yasakladığını. Sizin Tanrınız adına nasıl hüküm verdiğinizi. Anlayamadım. Yedi yıldır boynuzları altınlı, kınalı koçun kanını ablamın alnının ortasına sürüyorum her gün. Sizin yaptığınız gibi.  

Reklamlar

“Affet bizi oğul,” dediniz. Dudaklarınız hiç kıpırdamadı bunu söylerken. Devlet baba affetmiş beni. Buradan askere gidecekmişim. Bana da kına yakacak mısınız? Ayaklarımın dibinde bir koç kesip, kanını alnıma bulayacak mısınız? “Affet bizi oğul,” dediniz. Sizi Tanrınız affetsin. 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s