ZÜLFÜ LİVANELİ- HUZURSUZLUK (Aslı CANSIZ)

ZÜLFÜ LİVANELİ- HUZURSUZLUK- KİTAP İNCELEMESİ
Doğan Kitap
Ocak 2017- 1.Baskı
154 Sayfa

“Ben bir insandım.’’
Yaşamak var yaşamak var. Her ikisi de okurken aynıymış gibi görünse de aslında insanın burnunun direğini sızlatacak kadar farklı kelimeler. Tıpkı “çaresizlik’’ gibi.
Hani bazı kitaplar vardır ya sadece okumanız yetmez, içselleştirerek bazı şeyleri araştırmanız öyle kabul etmeniz ve okumaya ara verip başınızı iki elinizin arasına alıp düşünmeniz gerekir. Ve ardından tekrar okumaya devam etmeniz gerekir. İşte “Huzursuzluk’’ içselleştirerek okuyacağınız dönüp aynaya bakıp insanlığınızı sorgulayacağınız bir roman.
Her şey IŞİD’in elinden kurtulmuş sığınmacı kampında yaşayan bir kıza Mardinli bir gencin -etrafın söylemiyle- aşık olup ona normal bir hayat sunmak istemesiyle başlıyor.
‘’Hüseyin ve Meleknaz’’
Mardin topraklarında inanç her şeyden önce geliyor. İnanan her kim ise kutsalını sahipleniyor. “Ezidi’’ kavramı da bu topraklar üzerinden içimize, dilimize giriyor belki de. Ezidi dinine mensup genç bir kız Meleknaz, IŞİD militanları tarafından kaçırılıyor. Dövülüyor, tecavüze uğruyor, satılıyor, köle yapılıyor. Türlü işkencelere maruz kalıp, ağza bile alınamayacak derecedeki davranışların kurbanı oluyor. Onca acıya rağmen bir can tutunuyor ona. Nice badireler atlatıyor da bana mısın demiyor. En sonunda Meleknaz ve beraberinde birkaç kızı Ezidi bir inanan satın alıyor ve azat ediyor. Aslında azat etmek ile ölüme terk etmek o andan itibaren sözlüklere aynı anlam olarak girseler hiçbir farkı olmazdı. Saklana saklana bazen de düşe kalka Mardin yolunu tutuyor üçü. Yola koyuluyorlar koyulmasına da makus kaderleri peşlerinde gölge gibi. Meleknaz taşın toprağın ortasında en ilkel koşullar ne olabilirse işte o kadar yokluğun içinde doğum yapıyor. Bebeğin kordonunu taşla kesiyorlar. Önce bebek içiyor ilk sütü ardından diğerleri. Ve en sonunda Meleknaz kendi sütünü gözyaşlarıyla besleyerek içiyor. Hayatta kalmaya çalışıyorlar. Zira buna hayatta kalmak denilirse. Çok geçmeden bebeğin gözlerinin görmediğini fark etmeleriyle feleğin çemberini bir kez daha aralıyorlar. Elden ne gelebilir ki, kadere boyun eğmekten başka çareleri yoktur biçarelerin.
Nice zaman sonra kurtulduk, dedikleri anda sığınmacı kampına ulaşmayı başarıyorlar. Yapayalnız olmanın, tek başına kalmışlığın sonsuz acı verici karanlık duygularıyla doluveriyor birden iki yürek. İki yürek diyorum çünkü geride bıraktıklarını anlatmaya dilim varmıyor, okumanız lazım. Ve işte kader ağlarını o andan itibaren bir başka örüyor. Buraya kadar okuduklarınızı asıl hikaye sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz. Asıl hikaye sığınmacı kampına varıldıktan sonra başlıyor. Ve şu cümle kazınıyor zihnime “Bu topraklarda inanç her şeyden önce gelir.’’

“Bu dünya bir penceredir. Her gelen baktı geçti.’’

Reklamlar


Kitabı okumayı bitirir bitirmez kafamın içinde insan kalabalıkları boy gösteriyor. Herkes orada. Şengal Dağı’nın kaçgınları, insanlık ağacının kırılmış dalları, onca soykırımdan kurtulan kılıç artıkları buradaydı. Meleknaz, Zilan, Nergis ve tüm masumlar kafamın içinde bir aradaydı. Mardin’deki gibi zaman zihnime ters akıyordu.
Peki ya kitaptan öğrendiklerim ne olacaktı şimdi. Ezidilerce marul neden günah? Ya mavi rengin kutsal sayılmasına ne demeli. Bizde de yok mudur ki başkasına saçma gelen ama bizim kutsal saydığımız. Mesela kurşun döktürmek, kara kedinin uğursuzluğa alamet olması, gece tırnak kesmemek, yemeği sol elle yememek ve daha nicesi. Bunları düşününce hangi din olursa olsun hepsinin birer idrak meselesi olduğu kanaatine varıyorum.
Ne de çok şey öğrendim. Kelamın çocuklarından habersizken şimdi onların dinlerinin dilden dile dolaşarak aktarıldığını dini kitaplarının kaybolduğunu öğrendim. Harese nedir bilmezken aslında bildiğimiz ama görmezden geldiğimiz bir kavram olduğunun zikri münasebetine müdahil oldum. “Melek Tavus’’a dair her bir bilgi hücrelerime sızmıştı çoktan. Dahası Hüseyinleşerek Meleknaz’ı aramaya bile koyulmuştum satır aralarında. Coğrafyanın kader olduğu gerçeği daha ne kadar yüzümüze vurulabilirse o kadar vuruluyordu ve artık emindim coğrafya gerçekten kaderdi.
– Aslı CANSIZ

  • Düzenleyen: NilüferKAYA- Mücahit Erdem SERİN

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s