Dershaneye Gitmeden Olur Mu? (Zeynep Ebla CEYLAN)

Saatin ziliyle sıçradı yatakta. Oda zifiri karanlık, yorganın dışı soğuktu. Üç kardeşi de kıpırdanıp döndüler yatakta, uyumaya devam ettiler. Büyümeyi dilediği günlere lanet ederdi etmesine ama henüz o kelimeyi kullanmıyordu. Annesi temizlikten çok yorgun geldiğinde fakirliğe lanet ederdi ama o kötü bir söz olduğunu bilirdi, söylemezdi. “Böyle olacağını bilsem ister miydim büyümeyi? Beşinci sınıf bitiyor işte. Sınavın birinci basamağı iki ay sonra. Bir kazansam… Dershaneye gitmeden olur mu acaba?

“Keşke yazın hastalansaydı babam.” İç geçirerek çıktı yataktan. Allahtan önceki kış değiştirmişlerdi kaloriferi. Annem de ben de yakamazdık o kazanı. Titreyerek tuvalete girip çıktı. Annesi giyinmiş kapıda bekliyordu oğlunu. Paltosunu giyindi. Birlikte indiler kazan dairesine, hiç konuşmadan. Konuşurlarsa uykuları açılırdı. “Şalteri indir, düğmeyi açık duruma getir. On dakika bekle. Altı yüz, beş yüz doksan dokuz, …, üç, iki, bir. Vanayı aç. Isıtıcının elektriğini aç.” Hızlı adımlarla çıktılar basamakları. Koşarak yatağa girdi. Ayaklarını kardeşlerinin ayaklarına sokuşturup hızla uykuya dalmayı diledi. İki saat sonra servis için kalkacaktı.

Saatin ziliyle sıçradı yatakta yeniden. Oda hâlâ zifiri karanlıktı ama soğuk kırılmıştı. Önlüğünü giyinip çıktı odadan. Annesi kahvaltıyı hazırlıyordu.

Günaydın anne. Kolay gelsin.”

Mehmet, kapının kolunda bak siparişler. Günaydın gazetesi gelmediyse bekle. Almadan gelme. Laf söyletmeyelim üç numaraya.”

İkinci kez giydi paltosunu. Koşar adım bakkalın yolunu tuttu. Tüm gazeteler gelmişti. Sevindi. Ekmekler, yumurtalar… Yağlı kağıda sarılı salamı kokladı. Sekiz numaranın poşetine koydu. “Ay başında istesem babam bize de alır belki.” Aynı hızla döndü apartmana. Asansörle altıncı kata çıktı. Poşetleri kapılara takarak inmeye başladı basamakları. Sekiz numaranın poşetini koymadan bir kere daha burnuna götürdüğünde yedi numaranın kapısı açıldı. Yaşlı kadın ile göz göze geldiler. Yanakları kızarıverdi anında.

Reklamlar

Günaydın Mehmet, seni bekliyordum.”

“Günaydın Zahide Teyze.” Uzattı sipariş poşetini kadına.

Dur iki dakika, bir şey getireceğim.

İçeri giren kadının üzerinde gözlerinin mavisinde kadife bir sabahlık vardı. Sabahın o saatinde bile gri saçları düzgünce topuz yapılmıştı ensesinde. Elinde gazete kağıdından bir paketle yeniden göründü kapıda.

Oğlum almış ama benim midemi bozuyor artık sucuk. Annen üstüne yumurta kırsın.”

Teşekkür ederiz Zahide Teyze.” diyerek basamakları inmeye başladı. Dört numaranın kapısında üstünde “Mehmet”e yazılı koliyi görünce sevindi. Test kitaplarını almıştı demek Onur Abi, unutmamıştı. Üç numarayla karşılaşmamak için acele ediyordu ama kitapları görünce aklından çıkmıştı. Kilit sesiyle irkildi. Geç kalmıştı. Adamın gür sesi apartman boşluğunu doldurdu.

İyileşmedi mi baban daha?

Başını iki yana sallayıp gözlerini yere indirdi Mehmet.

“İşi gücü kaytarmak zaten.”

“Siparişleriniz.” Elindeki poşeti uzattı.

Günaydın’ı unutmamışsın bu sefer. Ne o koli?”

“Onur Abi test kitabı bırakmış.”

“Bir öğrenemediniz şu konuşmayı. Abi yok. Onur Bey diyeceksin. İşvereniniz biz sizin.”

“Özür dilerim Fikret Amca. Şey Fikret Bey.”

“Böyle işte Fikret Bey diyeceksin. Ne testi onlar? Sınava mı giriyorsun? Nasıl okutacak ki baban seni? Hem dershaneye gitmeden nasıl olacak? Boşuna uğraş. Bak bizim oğlana. Kurstan çıkıp bir de özel hocaya gidiyor ama hâlâ yapamadığı sorular var.”

Gözleri doldu Mehmet’in. Cevap verirse ağlamaklı konuşacaktı. Çekindi. Koliyi yüklenip birinci kata doğru basamakları inmeye başladı. Arkasından söylenmeye devam ediyordu adam. “Hiç adap bilmezler ki. İyi günler, de. Hoşça kalın, de.”

O günden sonra daha da yüklendi derslerine, test kitaplarına. Artık büyük bir amacı vardı. Babası iyileşene kadar kazan dairesinde beklediği on dakikalarda altı yüzden geriye saymadı bir daha, on soru çözdü. Sandalyeye çıkıp kaldırıma bakan dar pencereden izlediği Fikret’in şoförünün açtığı kapıdan Mercedes’ine binerken tökezleyip düşmesini diledi. Ama en çok Fikret’in oğlundan daha yüksek puan almayı diledi.

Reklamlar

Sonuçların açıklandığı gün herkesten önce kalktı. Kapılardan sipariş poşetlerini toplayıp koştu bakkala. Gazete bayilerinden bile erken gitmişti. Bekledi. Kamyonetten dükkânın önüne atılan ilk balyadan çekti bir gazeteyi. Sınav sonuç ekini çıkardı. Numarasını aramaya başladı. Otuz dört …

Sipariş dolu poşetlerle apartmana döndü. İlk olarak ikinci kata çıktı. İki dairenin ziline aynı anda bastı. Onur Abisine müjdeyi verirken duymalarını istiyordu, tüm dünyanın duymasını.

“İstanbul Erkek, Onur Abi.”    

Editör: Nilüfer KAYA

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s